| Ministrable |
Tuvalet YazılarıHer zaman masum olmuyor efenim bu yazılar. 16:51 - 2/11/2009 - Yorum {yok} - yorum yazEtiketler : tuvalet, şöhret ANNEN SEN DOĞMADAN ÜÇ SENE ÖNCE ÖLDÜ YAVRUM Yeter be babalarla uğraştığınız. yeni bir film çekecem. hem de kısa film olacak bu. iki dakikalık. bunun ilk bir dakikası emrah tipli bir çocuğun papatya bahçesi içinde koşuşturması olacak. onun neşeli koşuşturmalarına acılardayım şarkısı eşlik edecek. slow motion olarak tabii. öyle bi hava yaratacam ki, birinci dakikanın sonuna doğru seyirci "ulan çocuk neşeyle koşarken acılı şarkı ne alaka" diyecek. seyirci sinema salonunda bunu düşünürken ikinci dakikaya girecez. işte sürükleyicilik böyle sağlanır. ama zaman mefhumu seyirci-yönetmen dinlemiyo ki. gözünün yaşına aldırmadan giriveriyo ikinci dakikaya. ikinci dakika bir ev sahnesi. emrah tipli çocuk babasını dinleme pozisyonu almış. belli ki tarihî bir açıklama gelecek babadan. on saniye zaten böyle geçti. tabii çocuk bu. sabırsız. "baba hadi ne söyleyeceksen söyle, daha gidip papatya koşusu yapacam bahçede. oooo seni mi bekleyecem ben" diye haykıracak. bu haykırma da bi on saniye sürecek. haykırmayı bi de yankılı dinletecez seyirciye. bi on saniye de böyle geçti. bu esnada babanın suratına zoom yapacaz nuri bilge ceylan gibi. on saniyeyi de böyle yedik mi? yedik valla. burda yönetmen görünecek ekranda. ben yani. son on saniyeye girdik artık. "baba bir türlü söyleyemedi ama küçük emrah'ın annesi o doğmadan üç sene önce öldü sevgili seyirciler" diyecem davudî sesimle. ve birden filmi bitirecem. sinema salonunda gözü yaşlı kalabalıklar bekliyorum. ama filmden çıktıktan sonra sağda solda "iki dakikalık başyapıt" dememeleri lazım. bu noktayı sır olarak saklamalı seyirci. böyle reklam olmaz. kimse gelip de izlemez o zaman. youtube'a düşer film. 17:58 - 10/5/2009 - Yorum {yok} - yorum yazEtiketler : anne, ölüm, gözyaşı, ihtiras BİR KİTAP TANITIMI![]() KİTAP: Çöp Adam Karaburun'da Yazarı: Delifişek Adnan
son zamanlarda okuduğum en iyi kitap. kahramanımız çöp adam halkın arasına karışmış, onlarla beraber denize girmektedir. hikayenin geçtiği yer adından da anlaşılceği gibi istanbul'un göğüs kılı üstüne altın kolye takan gençliğinin buluşma noktası olan karaburun. hikaye hatıra özelliği de taşıyo bir bakıma. çünkü yazarımız Adnan Sargusuz ana kahramanlardan birisi. çöp adam ve göğüs kılı üstü altın kolyeli arkadaşları karaburun sahilinde denize girmek için mahallede buluşurlar ve olaylar bundan sonra gelişir. önce kardeşler 51 lokantasında yemek yiyelim ondan sonra denize gideriz diye düşünürler. yolda yürürlerken, kankaların en küçüğü fırat'ın ileriye doğru tükürüp sonra o tükürüğüne havada tekme atmaya çalışmasına kafasını yana düşürerek babacan bir tavırla gülümser adnan. lokantaya oturduklarında ekmekler garsonlar tarafından masalardan toplanır. çünkü adnan ve tayfası 'ustam az kuru- az pilav' deyip ekmekle karınlarını doyurmaktadırlar. bunlar yüzünden kardeşler 51 zarar etmektedir. lokantanın en sevdiği müşterisi çöp adam'dır, çünkü iki pirinç tanesi üzeri bir kuru fasülye tanesiyle doyar. üstelik suyundan da istemez. ama asıl macera denize gittiklerinde yaşanır. çöp adam vücut şampiyonasına hazırlandığı için denize girip de vücudunu sergilemeyi istemez. adnan buna çok kızar ve asıl macera bundan sonra başlar. kitabı soluksuz okudum. kaçırmayın derim. sultançiftliği tribune: bir başyapıt. bağcılar times: elinizden düşüremeyeceksiniz. sosyete müslüm magazine: kardeşler 51 hisseleri borsada günü düşüşle kapattı 17:28 - 3/4/2009 - Yorum {2} - yorum yazEtiketler : kitap, özet, tanıtım 50 CENT YÜZÜNDEN DIŞ KAPININ DIŞ MANDALI OLMAK50 cent var mısın yok musun isimli yarışma programına çıkmıştır. bu enfes bir şeydir ama ben 50 cent'in erkek olduğunu bile yeni öğrendim. aslında bu suçlarımın en hafifi. şöyle ki:![]() internetin başından kalkıp da mutfakta bir şeyler tıkınmaya gittim. tabii bu arada kardeşimin boşluğu fırsat bilip de kaptan köşküne kurulup dünyaya bağlanmaya çalışma olasılığına karşın gözüm bilgisayarın olduğu odanın kapısına kilitlendi. ama bugüne değin bu yemek aralarını fırsat bilip "facebook'ta bi şeye bakıcam abii" diyen ama ben iki buçuk saat sonra "ekşi'de beş dakika bi şeye bakıcam yavriim" diyene kadar da facebook'un başından kalkamayan kardeşimde hareket yoktu. garipti. patlıcanları lop lop yuvarlarken kalktım odaya daldım; onun içeriye girmediğini görememiş olabilirdim ve girdiyse de bunu kabüllenip hiç olmazsa yemeğimin geri kalanını huzur içerisinde sindire sindire yemeliydim. kafamı korkuyla bilgisayar masasına uzattım. tehlike yoktu. monitör geldiğime memnun olmuşçasına bana gülümsüyordu. "beş dakika sonra yanındayım tatlım" dedim monitöre ve evin içinde kardeşimi aramaya koyuldum. salonda televizyon seyrediyordu ve beni gördüğünde "aa, yemek molası mı verdin" diye sorup gözlerinin içi parıldamadı. televizyondan yüzünü çevirmedi bile. oysa daha midemin guruldadığını iki oda öteden duyup televizyonu kapatırdı. bu ilk şoku atlatıp yemeğimin geri kalanını halletmeye doğru yola koyulmak üzereyken kendi kendime "dur!" dedim. "bir gariplik var. bu insan nereye bakıyor böyle pür dikkat?" ben de baktım televizyona. gözüm uzağı hafif de olsa seçemeyecek kadar bozuk olduğundan ve kardeşimin benim sesimi duyduğunda varlığımın bilgisayarın yanından ayrıldığını anlamış olacağını da önemsemeyerek, "he he, reyting için şempanze mi getirmiş bu acun, he he" diye sırıttım. gerçekten de yeşiller içinde, şapka ve ceket giydirilmiş bir şempanzeydi konuk. kardeşim bir tepki vermedi çünkü ekrana bakıp gülüyordu. aman dedim, "bizim kerizi uyandırmadan yemeğimi bitirip bir an önce işimin başına geçeyim, acun da allah'ından bulsun hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir hayvanın sırtından para kazandığı için. " tam mutfağa doğru yönelecekken şempanze "four number box" dedi. "duyamadım" dedim gayri ihtiyari ve cevap gecikmedi: "he heeyy, my frienddd". o an şempanze konuşabiliyor mu diye içeri gidip intenetten bilgi almam gerekiyordu ama üşendim ve televizyona biraz daha yaklaşıp bilgiyi en doğru kaynağından teyit ettim. yüzüm kızarmıştı, basbayağı insandı herkesin pür dikkat odaklandığı. evet, zenciydi ama bu, onu şempanze sanmam için bir gerekçe değildi. ben de gözümün bozuk olmasını öne sürdüm ve kendimi öyle affettim (kendimle küsünce en azından bir ay barışmıyoruz). bizim kardeş beni hâlâ fark etmemişti. artık bilgisayardan vazgeçtim ve bir zenciyle kendimi rekabet halinde buldum. adama saydırmaya başladım: "he he, sokaktan tutup kendilerine şaklaban yaratmışlar gülüyolar he he". "aa, ben bunu gördüm, eminönü'nde saat satıyor bu, adı da jack. eziğin tekidir, kesin bir çift haan.gar ayakkabıya çıkmıştır buraya hihaha" deyip kardeşimin dikkatini üzerime çekmeyi başardım. jack karşısındaki galibiyetimi tam "hadi geç içeride facebook'a takıl" cümlesiyle taçlandıracakken kardeşimin televizyona çevriliyken gülen yüzünün bana dönerken asıldığını fark ettim ve bu ilk yumrukla afalladım. akabinde söylediği "salak, o jack dediğin herif bizim 50 cent" lafı ise yere yığılıp knock-out olmama sebep olan sol kroşeydi. hiçbir şey demedim cevap olarak. kırılmış, incinmiş ve zedelenmiştim. "50 cent kadın gurubu değil miydi yahu" diye sorup da yerde yatarken son tekmesini yiyen boksör olmak istemiyordum. az evvel büyük bir iştah ve yer kaptırmama hırsıyla lop lop yuvaradığım patlıcanlara baktım mutfaktan geçerken, onların bile umurunda değildim, hiç istiflerini bozmadılar varlığımı fark edip de. monitörümün sıcak gülümsemesini anımsadım. ne kadar da davetkârdı. ben ise yemeği ona tercih etmiştim. koşa koşa vardım yanına ama o sıcak gülümsemenin yerini şu mesaj almıştı: "no signal input or cable disconnect" 20:25 - 27/12/2008 - Yorum {3} - yorum yazEtiketler : 50 CENT, ACUN, VAR MISIN YOK MUSUN BUNALIMDAKİ KEDİNİN ÖLME HAKKIbunalıma giren bir kedinin intihar etmek için girişebileceği teşebbüsler sınırlıdır: - "renkli şeker sanma" süsü verebileceği ilaçlardan bir kutu içmek: öncelikle bu ilaçların yerini tespit etmesi gerekmektedir. gerçi iyi gözlemci bi kedi bu tespiti yapabilecek kurnazlıktadır ama ilaçları bulsa bile dolabı açamaz. - altın vuruş yapmak: bunun için de sahibinin eroinman olması gerekmektedir. bu şart sağlandıysa ilacı kaşıkta ısıtıp enjektörü ağzına kadar doldurarak patisine yakın bi yerden kendi bedenine enjekte etmelidir. baştan alalım: müptela bi sahip, deney tüpü, ispirto ocağı, materyali koyacak bi kaşık, o kaşığı ateşin üstünde tutacak bi pati, materyeli şırıngaya çekecek bi pati, ve materyali bedene zerk edecek bi pati daha... bir tane pati bu kadar işin üstesinden gelemez, eledik bu ihtimali de... - apartmanın çatısına çıkıp aşağıya atlamak: bilgisiz cühela kedinin teşebbüs edeceği eylemdir. zira kendini tanıyan, entelektüel birikime sahip bir kedi stratosferden düşse de ölmeyeceğini bilir. bi ihtimal daha gitti... demek ki bunalıma girmiş bir kedi hayatına kendi olanaklarıyla son veremiyormuş. ama biraz kafayı çalıştırırsa, azim etmekle alakalı insan atasözleri aklına gelir: - abdestini yaş günü pastasının içine yapmak: ev kedisinin işeyeceği sıçacağı yer daha önceden kendisine gösterilmiştir. kum-çakıl karışımı evin bi köşesine konulmuş ve "aha senin tuvalet ihtiyacını gidereceğin yer. siz kediler kumları önce eşeler, daha sonra oluşturduğunuz bu boşluğun içine ihtiyacınızı gidererek üstünü tekrar kumla örtersiniz." denilerek sahibi tarafından uygulamalı olarak gösterilmiştir. sahibinden gördüğü şekli değil de şebekliği tercih ederse gider salonun ortasına misafirlerin yanında sıçıverir. misafirlerin "aaaa, ne ayıııp, hiç yakıştı mı kocaman kediye" şeklindeki serzenişlerine de "sahibimden böyle gördüm" karşılığını verir ve hafifçe tebessüm eder. sahibinin yüzü kızarır ama olayı örtbas etmek için misafirlerin kahkahaları arasında kendine sıcak bir yer buluverir. misafirlerin kedisini ciddiye almadığını görünce de bir sahip olgunluğuyla onu o an için affeder. ölme isteğini içinde çok kuvvetli barındıran bu şebekliğin sahibini harekete geçirmediğini gören sıradan bir kedi; "intihar edemiyorum, kendimi de öldürtemiyorum, en iyisi yaşama sıkıca sarılayım" diyecek ve ölüm fikrini aklından çıkaracaktır. lâkin sıradan olmayan akıllı ve sabatkâr bir kedi, misafirlerin kendi evlerinde toplanmasının sebebini kısaca düşünüp bulur ve mutfağa gidip tezgahın üstünde duran, sahibinin ufak oğlu için özel yaptırılmış servise hazır 15 kişilik devasa çikolatalı pastanın içine de bi güzel sıçar ve yaklaşık bir saat sonra salonda çıkan cıngarın izlerini yüzünde taşıyacak olan sahibinin elinde av tüfeğiyle kendisini ziyaret etmesini bekler... 21:07 - 17/5/2008 - Yorum {3} - yorum yazEtiketler : kedi, ölme hakkı, ötenazi ÖLDÜKTEN SONRA GÖRÜLMESİ GEREKEN 5 YER
yaşarken muhtelif yerlerde duyduğunuz ve merak içinde kaldığınız onlarca mekan arasından mutlaka görülmesi gerekenleri sizin için ayıkladım: 1-) cennet: kuvvetle muhtemeldir ki dünyada yaşarkenki bermuda şeytan üçgenini gezip geri dönebilmek kadar olacaktır burada ikamet edebilme ihtimaliniz. bu yüzden napıp edin torpil felan sokun araya ahiret gözüyle bi görün derim ben. methini çok duyduk: bakın bakalım aslı astarı var mıymış. 2-) ateş odası: kapısında "ateş seni çağırıyor" yazan öbür tarafın en geniş, en ferah odasıdır. muhtemelen ebedi istirahatgâhınız burası olacağından kapıdaki görevlilere selam verip kısıtlı vaktinizi diğer mühim yerleri gezmeye ayırın. 3-) devil's home: dünyada her yediğiniz haltın altına onun imzasını attınız. buna rağmen çat kapı evine gittiğinizde size misafirperver davranıyosa korkuya kapılmayın. şüpheye düşecek ne var ki: en fazla bi daha öldürür sizi. 4-) sırat köprüsü: eski bir yapı olduğu için şu sıralar taşıyıcı kolonları güçlendirilmeye çalışılan öbür tarafın yegâne köprüsüdür. girişteki görevlilere bi çorba parası verirseniz (alın abi benden çorba için deyince onlar anlar; bu kadar da tutuk olmayın) herkesten önce oradan geçebilme şerefine nail olabilirsiniz. 5-) yorgun bir günün sonunda ne yapacağınızı bilemez bir halde sağınıza solunuza bakına bakına yürürken büyük bir kalabalığın mikrofon ve amfi ayarları yapılan bir yerde toplaştığını fark edeceksiniz. heh işte; vakit kaybetmeden siz de kalabalığın arasına katılın. yoksa kulağınızdan tutup götürürler. kaçma şansınız da yok. kendi rızanızla gidin ki bana da dua edin..
17:23 - 5/5/2008 - Yorum {5} - yorum yazEtiketler : ölüm, gezmek, görmek OLAYLARA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜYLE BAKMAK
Gün geçmiyo ki atların jokeylerini düşürdüğü haberi gelmesin bi mahallede… Gene böyle bi haber aldığımın ertesinde kafamda anılarım canlandı. Hemen fahri abi geldi aklıma. Jöleli yeleleri, ipekten mahsül kıpkırmızı eyeri ve onu diğer atlardan ilk bakışta ayıran güneş gözlüğüyle mahallemizin en karizmatik atıydı fahri abi.. yalnızca yaşlı jönlere mahsus mağrur bi edası vardı.. yazın karpuz yüklü arabayı çekerken bile birleşik krallıktaki aristokratların atları gibi başı önde dimdik ve nallarını asfaltı delercesine vuran bi tavırla taşırdı. Bizim arkadaşlar onun yanına yaklaşmaya korkarlardı. Fakat ben onun sohbetinden feyz almak için her akşam iş dönüşü ahırına uğrardım.. bazen kendini konuşmaya çok kaptırıp da espri yaptığında dişlerini gösterir ve yüzüme doğru ham yapardı. Bu hareketinden arkadaşlarımın ödü kopuyodu.. neyse ya, güneş gözlüğünü diycektim. Bizim bu fahri abiye cesaretimi toplayıp sorudm bi gün: abi nedir sendeki bu insan özentiliği? Nedir yani güneş gözlükleri felan? Siz onu takınca biz de at gözlüğü mü takacaz (vallahi de billahi de sosyal mesaj vermiyom)? Meğerse bizim fahri abi eskide kalan bikaç koşu deneyiminden dolayı diğer sebze taşıyan atlardan farklı olduunu belli etmek istiyomuş. Öbür atlar da görünce diycekmiş ki: ay bu bizim fahri çok farklı bi beygir; olaylara at gözlüğüyle deil, güneş gözlüğüyle bakıyo.. Noldu sonra? Fahri ağabeynin ağzına verdim samanı doyurdum karnını. Ne yani.. beygirsin işte.. 01:10 - 21/4/2008 - Yorum {1} - yorum yazEtiketler : at gözlüğü güneş gözlüğü fahri abi KAHRAMAN KAPLUMBAĞAKapluşları besleme hobisi Normandiya'dan Türkiye'ye göç eden büyük büyük dedem vesilesiyle ailemize yerleşti. O vakitler dedem new york cephesi sıhhıye birliğindeymiş. Gündüzleyin hücum birliklerine kar-kış demeden cephane taşıyan, geceleyin ise kısıtlı olan erzakla askerlere mucize hamburgerler hazırlayan kahraman kaplumbağalardan biri kabuğuna isabet eden şarapnel parçasıyla yaralanmış. Tabii ki büyük büyük dedemin muhteşem doktorluğu için bu tedavi çerez gibiymiş. Gel zaman git zaman tedavi ettiği bu kaplumbağayla dedem (büyük büyük olan) dost olmuşlar ve dedem zorunlu göç sırasında öve öve bitiremediği Türkiye'ye bu kahraman kaplumbağayı da getirmiş. Büyük büyük dedemin anlattığına göre, 315 kiloluk bi mermiyi de tek başına kaldırmış savaş zamanında bu kaplumbağa. Şimdi ben onun 4. kuşaktan torunlarını besliyorum ama asla sularına aspirin koymuyorum. Nur içinde yatasın...
22:44 - 15/4/2008 - Yorum {4} - yorum yazEtiketler : kaplumbağa, dede, kahraman, çerez OSCAR'LIK HAYAT
benim hayatım bir hikaye... derdim. sonradan öğrendim ki hikayenin film olması için senaryo formatına dönüşmesi lazımmış. ben de dedim ki: zaten bu kadar başarılı bi hayatı yaşamışım, bi de senaryosunu mu yazmaya uğraşacam? bu çok sert çıkışımın ardından karşı taraf biraz yumuşadı. size de tavsiye ederim, kendinizden emin olduğunuz konularda mıy mıy davranmayın. neyse, konu bölünmesin. vay efendim senaryoyu yazsak da bu filmin oscar alması zormuş. o zaman benim tepem attı işte...
17:53 - 15/4/2008 - Yorum {1} - yorum yazEtiketler : oscar, bıçak sırtı ALDATMANIN 5 İŞARETİ30 tane işareti olan aldatmayı sadeleştirerek 5 işarete indirdim. İşte yoğun çabalarımın eseri (halkım için feda olsun) 5 tane işaret fişeği: 1-) Çoraplarının kokmasını önemsemiyor ve onun burnunu tıkamasına karşılık “erkek ayağı bu, kokacak tabii” diyosan… 2-) Sevgilin masanın altını yokladığında eline gelen kurumuş şeylerin ne olduğunu bilip bilmediğini sorduğunda, sen burnundan çıkan şeyler olduğunu göğsünü gere gere söylüyosan… 3-) Alışverişe gittiğinizde sevdiceğinin “ay şu çantalar da indirimdeymiş…” diye gelen zarfına karşılık “zaten battık batıcaamız kadar” deyip gene de çantayı almayı kabul ediyosan… 4-) Kız arkadaşının gözlerine derin derin bakıp yüzünü inceledikten sonra “sende benden daha çok bıyık var, top sakal da çok yakışır hani” deyip etkileyici bi şekilde gülüyosan… senin hayatında başka biri var ve sevgilini aldatıyosun demektir. Hiiiiç kusura bakma, 5’inciyi yazmaya gerek bile yok… kesin başka biri olmalı hayatında. Bak hâlâ inkar ediyosan en kötü ihtimalle kendini aldatıyosundur… 22:40 - 14/4/2008 - Yorum {2} - yorum yazEtiketler : aldatmak, aşk, işaret, çorap
|
Hakkımda Ey insan! Bu düzeni ben kurdum; onu yaşatacak ve ileriye taşıyacak olan sensin. Ana Sayfa Profilim Arşiv Rss Kategoriler Son Yazılar - Tuvalet Yazıları - ANNEN SEN DOĞMADAN ÜÇ SENE ÖNCE ÖLDÜ YAVRUM - BİR KİTAP TANITIMI - 50 CENT YÜZÜNDEN DIŞ KAPININ DIŞ MANDALI OLMAK - BUNALIMDAKİ KEDİNİN ÖLME HAKKI - ÖLDÜKTEN SONRA GÖRÜLMESİ GEREKEN 5 YER - OLAYLARA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜYLE BAKMAK - KAHRAMAN KAPLUMBAĞA - OSCAR'LIK HAYAT - ALDATMANIN 5 İŞARETİ Etiket Bulutu tuvalet şöhret anne ölüm gözyaşı ihtiras kitap özet tanıtım 50 CENT ACUN VAR MISIN YOK MUSUN kedi ölme hakkı ötenazi ölüm gezmek görmek at gözlüğü güneş gözlüğü fahri abi kaplumbağa dede kahraman çerez oscar bıçak sırtı aldatmak aşk işaret çorap Arkadaşlarım • Blogcu Yardım |